gokceadagun

Terk edilmiş Rum köyleri, kekik kokulu tepeleri, asırlık zeytin ağaçları, sokaklarda özgürce dolaşan keçileriyle Gökçeada yazın son günlerinde sizi bekliyor.

HAYATTA en sevdiğim şey; yeni yerler keşfetmek! Emile Zola’nın çok sevdiğim bir sözü var: “Hiçbir şey zekayı seyahat etmek kadar geliştirmez.” Seyahat etmek, keşif duygumu başlı başına bir maceraya dönüştürüyor ve yaratıcılığı kesinlikle tetikliyor. Yeni insanlar tanımak, yeni hikayeler dinlemek, daha önce bilmediğim kokular içime çekmek bana mutluluk veriyor. Gökçeada, işte tam da bu duyguları bana hissettiren çok özel bir yer… Bu ay Gökçeada’da Olimbera Konuk Evi’nin sahipleri İkbal Demircioğlu Dağınık ve eşi Hasan Dağınık’ın misafiri oldum. Hasan ağabey ve İkbal abla senelerdir Gökçeada’da yaşayan ve adanın ileri gelenlerinden… Dağ, tepe demeden benimle Gökçeada’yı karış karış gezdiler. Yolunuz düşerse bir selamımı söyleyin ve adayı keşfetmek için mutlaka onlardan yardım isteyin.

YAŞAYAN TARİH: ESKİ RUM EVLERİ

Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, gezi tutkunları için oldukça ilginç bir yer. Bir adadan ziyade, pek çok şeyi bulabileceğiniz küçük bir şehir gibi. Burada adeta yaşayan bir tarih var, ancak adanın üzerine sanki ölü toprağı serpilmiş. Bu küçük şehrin merkezinde eski Rum evleri ve yeni binalar birbiriyle o kadar zıtlaşmış ki!.. Uzaktan bakınca, adeta bir kaosun içerisine düşmüşsünüz hissi veriyor. Neyse ki, adanın diğer yerleri görülmeye, gezmeye ve yaşamaya değer. Homeros’un İlyada Destanı’nda Imbros adıyla geçen Gökçeada, yavaş şehir ağına (Cittaslow) katılan ada kumsalları, köyleri, otantik kahvehaneleriyle sizi bekliyor. Adada pek çoğu boş, bakımsız ve çürümeye terk edilmiş eski Rum evi ve sayısı neredeyse bini geçen manastırlar eskiye dair pek çok sırrı kulağımıza fısıldıyor. Bu evlerin acilen bir turizm planlamasıyla ziyarete açılması ve adanın turizm potansiyelinin arttırılması gerekiyor. Bu anlamda Zeytinli Köyü örnek olabilir. Hâlen küçük bir Rum kökenli nüfusun yaşadığı bu sevimli köy, ayrıca Fener Rum Patriği Bartholomeos’un doğum yeridir. Rumca adı ‘Aya Teodoroi’dir.

rumevleri

 

MARMAROS ŞELALESİ’NDE SERİNLEYİN

Gökçeada’daki Marmaros Şelalesi için, doğal bir mucize desek yalan olmaz herhalde. Şelaleye yemyeşil bir vadiden geçilerek ulaşılıyor ve şelale 38 metreden sularını üstümüze boca ediyor. Yazın suları iyice azalan Marmaros Şelalesi, sularını dere aracılığıyla Marmara Denizi’ne gönderiyor. Marmaros Şelalesi çevresi bir doğa yürüyüşü cenneti ve Gökçeada’nın en etkileyici doğa yürüyüşü parkurları arasında yer alıyor. Gitmişken, görmeden dönmeyin.

marmaros

AYDINCIK’TA SÖRF YAPIN

Aydıncık, yaz aylarında Gökçeada’nın en gözde plajı. Altın gibi kumsalının uzunluğu yaklaşık 2 kilometre kadar var. Dilerseniz, sahilde kamp da yapabiliyorsunuz. Burayı en özel kılan detay ise rüzgar sörfü için oldukça özel bir mekan konumunda olması. Ege’deki rüzgâr koridorunun başlangıç noktası olarak kabul edilen Gökçeada, güney sahilleri rüzgâr hızı ve yönünün uygun olması nedeniyle rüzgâr sörfü tutkunları için benzersiz bir yer. Gökçeada‘da rüzgar sörfüne elverişli gün sayısı 300 civarında. Bu ortam profesyonel sörfçüler için az bulunan bir fırsat. Sörfe merakınız var ve hazır tatile gelmişken denemek isterseniz, rüzgar sörfü ve kite sörf eğitimi veren bir Sörf Eğitim Merkezi’de mevcut. Size bu konuda yardımcı olacaklardır. Aydıncık Burnu sadece sörf için değil, dalış için de ideal bir yer. Burnun yaklaşık 1.5 mil açığında, 27 metre derinlikte, Çanakkale Savaşı’ndan kaldığı tahmin edilen bir batık gemi bulunuyor. Dünyanın her yerinden gelen tecrübeli dalıcılar için büyüleyici bir tecrübe sunan Aydıncık Plajı’nın tadını sadece yüzerek de çıkarabilirsiniz.

gokceadaaydincik

LAZ KOYU’NDA YÜZÜN

Hasan Ağabey aynı zamanda adanın her yerini bilen, hatta karşı kıyılara da hakim tecrübeli bir balıkçı. Yüzmek için bizi adanın en güzel plajı Laz Koyu’na götürdü. Bu koyu seçmemizin nedeni, kesinlikle Hasan Ağabey’in Karadenizli olması değil! Bilakis, adanın sert rüzgarları bu koya ulaşmıyor ve deniz her zaman çarşaf gibi dümdüz ve tertemiz. Koya, Şirinköy’den Kapıkaya istikametine doğru gidildiğinde ulaşabilirsiniz. Doğal yapısıyla ve güzelliğiyle Laz Koyu, hoşça vakit geçirebileceğiniz adanın en güzel kumsallardandır.

gokceadalazkoyu

YILDIZKOY’DA SU ALTI MILLI PARKI’NI ZIYARET EDIN

 

YILDIZKOY Gökçeada’nın en özel koylarından… Burası sualtı milli parkı içerisinde ve denizi koruma altında. Koyun heme girişinde denize girmek çok keyifli değil ve zaten genellikle deniz dalgalı oluyor. Kumlu plaj sevenler için taşlık olan bu koy çok ideal bir yer değil. Ancak koyun hemen girişinde değil ama, kayalıkların olduğu yerden denize girip, suyun altını seyredebilirsiniz. Koydaki kumtaşlarının, deniz suyu ve bakteriler tarafından aşındırılması sonucunda inanılmaz güzel taş heykeller çıkmış ortaya. Ayrıca Yine Yıldızkoy’daki kaya katmanları da mutlaka görülmesi gereken doğal anıtlar. Koyun çakıllı ve kayalık yapısının, sualtında da ilk metrelerden sonra karadaki gibi olduğu söyleniyor. Kıyıdan açılmaya başladığınızda 9-15 kadar derinleşen deniz yine 6-7 metrelere yükselerek sığlaşıyormuş. Aldığım bilgilere göre; karadaki kaya oluşumları, koyun sağ ve solunda sualtında sürüyor. Fakat koyun ortasından dalıp yüzmeye başlandığında, 12’nci metrede başlayan sazlığı izlerseniz, 25 metrelerde bir sualtı cennetine ulaşabilirsiniz. Kayalardaki renk cümbüşü, çeşit çeşit balıklar, kayaların kum ile birleşim noktalarındaki böcekler, dalış yapanlar için eşsiz bir görüntü sunabilir. Dalıp, denemek de fayda var derim.

 

TEPEKÖY VE YILDIZ KOYU’NDA GÜN BATIMINI IZLEYIN

DENIZ Tanrısı Poseidon’un adasında güneşin, denizi kızıl ve sarı renklerin tonlarına boyadığı o muhteşem gün batımlarını izlemeden Gökçeada’dan dönmeyin. Tıpkı Nemrut Dağı’nın zirvesinde gün doğumundan nasıl keyif aldıysam, burada da gün batımı için aynı lezzeti aldığımı söyleyebilirim. Gökçeada’da güneş en güzel Yıldız Koyu’nda ve adanın en yüksek noktası olan Tepeköy’de, 650 yıllık anıt çınarın olduğu yerde batar. Her iki yerde de arka fon Samothrake (Semadirek) Adası’dır. Tepeköy, 15 Ağustos’ta Meryem Ana Panayırı’na ev sahipliği yapar. Avustralya’dan Yunanistan’a eski adalılar o tarihte adada olmaya özen gösterirler. Adayı, eski sakinleriyle birlikte yaşamak isterseniz, bu tarihlerde orada olmaya çalışın. Tıpkı bayramlarda ve tatillerde olduğu gibi bu tarihte de otellerde hatta pansiyonlarda yer bulmak zorlaşır. Bu tarihler için planınızı önceden yapmalısınız. Otellerde yer bulamazsanız adada ev pansiyonculuğu oldukça yaygın. Şansınızı ev pansiyonlarından yana da kullanabilirsiniz.

gokceadagun

GÖKÇEADA’YA NASIL GIDILIR?

Gökçeada’ya ulaşım sadece deniz yoluyla sağlanıyor. Gestaş tarafından düzenlenen deniz ulaşımında, bir arabalı feribot ve bir deniz otobüsü kullanılıyor. Adanın keyfini çıkarabilmeniz için, kesinlikle arabayla gelmenizi tavsiye ediyorum. Yaz döneminde İstanbul-Gökçeada arasında hergün sabah ve gece olmak üzere karşılıklı olarak otobüs seferleri yapılıyor. Otobüsler kalkış ve varışlarını adanın içinden yapıyor. Kış döneminde otobüsler adaya geçmiyor. İstanbul-Çanakkale otobüslerine binerek Eceabat’ta inmeniz ve oradan Kabatepe minübüsüne binmeniz gerekiyor. Adada aslında bir havaalanı bulunuyor, ama uçak seferleri yapılmıyor. Uçak seferleri başladığında, adanın turizm potansiyelinin daha fazla artacağını ve olumlu yönde değişimlerin olacağını düşünüyorum.

ABOUT THE AUTHOR

Hezârfen